
Kandaki alyuvar miktarı insanın hayatta kalabilmesi için son derece önemli bir faktördür...
* Eritropoietin niçin hayati öneme sahip bir hormondur?
* Eritropoietin hangi durumlarda devreye girer ve alyuvar üretimini nasıl başlatır?
Kandaki alyuvarların içinde bulunan hemoglobin molekülü kanda oksijen ve karbondioksitin taşınmasında görev alır. Alyuvarların, dolayısıyla hemoglobinin azalması, “kansızlık” veya “anemi” olarak isimlendirilen bir hastalığa neden olur. Kansızlık insan için ciddi sorunlara yol açan bir hastalıktır. Çünkü çabuk yorulma, halsizlik, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ciltte solukluk, kalp yetmezliği ve kalp ritm bozukluğu gibi rahatsızlıklara sebep olur. Bu nedenle alyuvarlar hayatın devamı için gereklidirler. Belirli seviyelerin altına indiklerinde ise yaşamın devam etmesi mümkün olmaz. Alyuvarların bu kadar önemli olmasının sebebi, içlerinde hemoglobin moleküllerinin bulunmasıdır.
Alyuvarların yapım yeri kemik iliğidir. Kırmızı ilikte üretilen alyuvarların üretimi hassas bir şekilde kontrol edilir ve milimetre küpte 4.5-5 milyon olan alyuvar sayısının bu seviyede kalması için son derece karmaşık ve hassas işlemler gerçekleşir. Eğer kırmızı ilikteki kan üretiminde biraz azalma olursa, vücuttaki hücreler oksijensiz kalarak ölürler. Bu nedenle kemik iliğindeki üretimin sürekli olması zorunludur. Bu kadar önemli bir görevde aksama olmaması için vücutta çeşitli önlemler alınmıştır. Bu önlemlerden biri vücuttaki alyuvar yapımını kontrol eden ve düzenleyen bir hormondur. Eritro-poietin adı verilen bu hormon dokulara yeterli oksijen verilip verilmediğini kontrol eder. Dokuların oksijensiz kalması durumunda kemik iliğinde alyuvar yapımını hızlandıran bir maddenin sentezini ve kana salınmasını sağlar.
Görüldüğü gibi insan, kendi bedeninin çok kısıtlı bir bölümüne -o da ancak kısmen- hakimdir. Örneğin bedenini kullanarak yürüyebilir, konuşabilir veya ellerini kullanarak bir iş yapabilir. Ancak bedeninin derinliklerinde binlerce kimyasal ve fiziksel olay, insanın bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşmektedir. Eritropoietin buna tipik bir örnektir. Kendi bedenine ve kendi yaşamına hakim olduğunu zanneden bir insan bu yüzden büyük bir yanılgı içindedir.
Otomatik İşleyen Acil Durum Sistemi
Eritropoietinin insan vücudunda en önemli kaynağı böbrektir. Bu hormonun yaklaşık %90’ı böbrekte, %10’u başta karaciğer olmak üzere diğer dokularda üretilir. Böbreklere pompalanan kandaki alyuvar miktarı, böbrekler tarafından sürekli olarak ölçülür. Hassas algılayıcılar ile tespit edilen veriler hemen değerlendirilmeye alınarak gerekenler yapılır. Böbrek dokusuna gelen oksijen miktarı azaldığında (ki bunun en önemli sebebi kanda alyuvar sayısının dolayısıyla hemoglobinin azalmasıdır) böbrekte eritropoietin sentezi artar. Hormon, etkisini böbrek dışında bir yerde kemik iliği üzerinde gösterir. Eritropoietin kemik iliğini etkileyerek ana kan yapıcı hücrelere alyuvar sayısının azaldığını bildirerek alyuvar yapımını artırır. Böylece hemoglobin miktarı da arttığı için, böbreğe gelen oksijen miktarı normale döner ve alyuvar dengesi sağlanmış olur. Bir alyuvar hücresi bedende yaklaşık 120 gün dolaşır. Bu sürenin sonunda görevini tamamlar ve makrofaj adlı savunma hücreleri tarafından yok edilir. Bu kayıp, sürekli tekrarlanan bir üretimle dengelenir. Normal koşullarda, saniyede 2,5 milyon alyuvar üretilir. Ancak gerektiğinde bu sayı artırılabilir.
Görüldüğü gibi böbrek bir laboratuvar gibi ölçüm yapmakta, verileri değerlendirmekte ve gerekeni uygulamaya sokacak şekilde inisiyatif kullanmaktadır. Kemik iliğindeki hücreler de böbreklerden gelen bir hormon ile gönderilmiş olan mesajı nasıl çözeceklerini bilmekte ve bu mesaja göre harekete geçmektedirler.
Üstelik bu işlemlerin tümü, milyarlarca insanın her birinde aynı şekilde gerçekleşmekte, bu uyum bütün insanlarda aynı şekilde sürmektedir.
Bütün bu işlemlerde hücreler çok açık bir akıl gösterisinde bulunmaktadırlar. Bu durumda bu aklın kaynağının ne olduğu sorusunun cevaplanması gerekmektedir. Hücrelerin böyle bir akla kendi kendilerine ya da tesadüfen sahip olduklarının iddia edilmesi mümkün değildir. Hücrelere bu aklı yerleştiren, nasıl davranmaları gerektiğini onlara ilham eden herşeyi kontrolü altında tutan Allah’tır.
Otomatik İşleyen Acil Durum Sistemi Hangi Durumlarda Devreye Girer?
Kaza sonucunda oluşan ağır kanamalarda ya da herhangi bir sebeple meydana gelen kan kayıplarında vücudumuzun bu otomatik sistemi devreye girer ve kayıp hızla dengelenir. Ayrıca alyuvarların ek üretimi, solunan havadaki oksijen miktarının düşmesi durumunda da gerçekleşir. Yüksekçe bir dağa tırmanırken vücutta meydana gelen değişiklikler de bu titiz denetim ile tespit edilir. Vücutta değişiklikler meydana gelmesinin nedeni, yükseklik arttıkça oksijenin azalmasıdır. Bu sınırlı oksijeni yakalamak için ekstra alyuvar üretme işlemi çok kısa bir süre içinde başlar. Dağın yüksek yamaçlarına çıkıp, nefesinizin sıkıştığını hissettiğiniz hatta bayılmak üzere olduğunuz bu rahatsızlık döneminden yaklaşık birkaç saat sonra, vücut yeni ortam için kalıcı bir tedbir alınması gerektiğine karar verir. Bu karar üzerine, böbrek ve kısmen karaciğer “eritropoietin” hormonunu salgılamaya başlar. Bundan sonraki işlemler yukarıda belirtildiği gibi büyük bir hızla kemik iliğine daha fazla alyuvar üretilmesi yönünde mesajlar gönderilmesi ile devam eder.
3 ila 5 gün içinde “destek kuvvetleri” denebilecek yeni alyuvarlar kanın içine dağılırlar. 15. günden sonra eritropoitein üretimi artık azalır. Çünkü vücut bulunduğu ortama uyum göstermiş, bedenin alarm durumu sona ermiştir. Bedenimizde tecelli eden bu akıl ve planlama da, eritropoietin hormonu da, insanı yoktan var eden, insanı alyuvarlara muhtaç bir şekilde yaratan, sonra bu ihtiyacın karşılanması için kusursuz bir sistem var eden, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah’ın eseridir. Allah’ın Şanı çok Yücedir.
Alyuvarların Denetimini Biz Yapmak Zorunda Olsaydık...
Kandaki alyuvar miktarı insanın hayatta kalabilmesi için son derece önemli bir faktördür. Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için nasıl nefes almaya ve su içmeye ihtiyacı varsa, kanında belli bir miktarda alyuvar bulunmasına da ihtiyacı vardır. Kandaki alyuvar miktarı olması gerekenin altına düştüğünde, insan yaşamını yitirir. Şimdi şu hayali örnek üzerinde düşünelim:
Önünüze özel bir şişe içinde 1 litre kan konulmuş olsun. Ve bu kanın ameliyatta bekleyen bir hastaya nakledileceği, ancak bir problem olduğu söylensin. Bu kanın içinde alyuvar eksik olsun ancak ne kadar eksik olduğunun tespit edilemediği belirtilsin. Sizden eksik miktarı tahmini olarak tamamlamanız istense ve size kullanmanız için alyuvar dolu büyükçe bir kap verilse acaba ihtiyacın ne kadar olduğuna nasıl karar verirdiniz?
Bu durumda öncelikle yapmanız gereken, önünüzdeki kanda ne kadar alyuvar bulunduğunu ölçmek olacaktır. Ancak bunun için çok gelişmiş teknolojik aletler gereklidir ki, buna zaman ve imkan o an için yoktur. Bu durumda oldukça çaresiz kalırsınız. Önünüzdeki kanda bulunan alyuvar miktarını ölçemeyecek olmanız, bir insanın ölümüne neden olabilir.
Örneğimizi biraz değiştirelim. Bu kanda hiç alyuvar olmasın. Yapmanız gereken, en ideal miktarda alyuvar eklemesi olsun. Acaba bu sefer nasıl bir karar verirdiniz? Önünüzdeki alyuvar dolu kabın ne kadarını kana karıştırırdınız? Eksikliği ölümle sonuçlanacak olan alyuvarın bu eksikliğini gidermek için kabın bir litre kana karıştırılması gereken en ideal miktarını nasıl belirlerdiniz? Bu sorulara verebilecek bir cevabınız elbette olmayacaktır.
Bütün bu sorulardaki detayları iyice düşündükten sonra eritropoietinin gerçekleştirdiği mucizeyi daha iyi anlayabiliriz. Kanda bulunan alyuvar miktarı düştüğü zaman, eritropoietin hormonu akıl almaz bir şuur gösterir ve kemik iliğini uyararak alyuvar üretimini başlatır. Yeterli alyuvar üreyince süreç durdurulur. Eritropoietin hormonunda gözlemlenen şuur, insan vücudunun yaratılmış olduğunun açık birer delilidir. Çünkü gözle görülemeyecek kadar küçük tek bir molekül, birçok özelliğe, yeteneğe ve sorumluluğa sahiptir. Bu molekülün bunları yerine getirebilmesi için tüm bu özelliklerle birlikte yaratılmış olması gerekir. Eritropoietin hormonunun tesadüfen bu niteliklerle oluştuğunu iddia etmek, büyük bir cehalet ve akılsızlık örneğidir. Bu hormon, Allah’ın yaratmasındaki uyumun ve kusursuzluğun delillerinden biridir.
Eritropoitein hormonu ile Yüce Allah insan vücudunda bir güvenlik sistemi yaratmıştır. Şüphesiz bu, Allah’ın yaratma sanatının bir örneği olduğu gibi, aynı zamanda da evrim aldatmacasının iç yüzünü gösteren bir delildir. Çünkü vucüttaki tüm sistemlerin ortak bir amaç uğruna hareket etmek için programlanmış olmaları ve bu programı çalıştıran merkezi bir sistem bulunması, evrim teorisinin tesadüf masalının geçersizliğini bir kez daha gösterir.
Sonsuz akıl ve ilim sahibi olan Yüce Allah, eritropoitein hormonunun çalışma sistemlerini belirleyen programı ve bu programı okuyan ve değerlendiren kemik iliği hücrelerini en mükemmel şekilde yaratmıştır. Bu sistem Allah’ın yaratmasındaki kusursuzluğu bir kez daha ispatlamaktadır.